Empati Psikoloji
Merkez Mahallesi, Kültür Sokak, Bina No: 4, Daire: 13, Gaziosmanpaşa / İstanbul
Pazartesi- Pazar : 10.00–21.00

Boğucu Anne Sendromu

 

Anneden Kopamamak: Bağlanma, Arzu, Abject

Freud’un işaret ettiği gibi, özne annenin bakışıyla doğar; Bowlby’nin bağlanma kuramı ise bu bakışın duygusal güvenlik açısından kurucu rolünü açığa çıkarır. Güvenli bağlanma çocuğun özneleşmesi için temel zemin sunar. Ancak burada bir paradoks vardır: Bowlby’nin “güvenli liman” olarak idealize ettiği anne figürü, Lacan açısından her zaman fazlalık taşıyan bir jouissance kaynağıdır. Çünkü özne, annenin arzusu tarafından hem var edilir hem de boğulur.

Lacan’ın “Babanın Adı” ile tanımladığı simgesel kesinti gerçekleşmediğinde, özne annenin arzusu ile kendi arzusu arasındaki ayrımı kuramaz. İşte bu noktada Julia Kristeva’nın devreye soktuğu abject kavramı kritik hale gelir. Abject, öznenin hem içinden hem de dışından gelen, tiksinti uyandıran ama aynı zamanda vazgeçilemeyen bir fazlalıktır. Kristeva’ya göre annenin bedeni, tam da bu “abject” deneyimin ilk kaynağıdır: çocuk için hem en yakın hem de ayrılınması gereken bir fazlalık.

Anneden kopamamak, dolayısıyla, yalnızca Bowlby’nin işaret ettiği güvenli bağlanmanın aşırı içselleştirilmesi ya da Lacan’ın belirttiği simgesel kesintinin ertelenmesi değil, aynı zamanda abject ile hesaplaşamamadır. Öznenin bağımsızlaşması, annenin bedeniyle arasına koyduğu mesafe ile mümkündür. Ama bu mesafe aynı anda hem gerekli hem de imkânsızdır: çünkü annenin varlığı olmadan özne var olamaz, ama annenin fazlalığı sürdükçe özne kendi varlığını kuramaz.

Kültürel düzeyde bu durum, annesel figürün sürekli geri dönüşleriyle karşımıza çıkar: filmlerdeki boğucu anne karakterleri, reklamlardaki “koruyucu marka” figürü ya da politikadaki paternalist-devletin aslında annesel bir güven vaat etmesi… Žižek’in ideoloji eleştirisiyle okursak, anneden kopamamak yalnızca bireysel bir nevroz değil, kapitalizmin bize sattığı abject bir fantazmadır: anneden gelen hem tiksindirici hem de cazip olan o fazlalığın, metalaşmış biçimlerde geri dönüşü.

Sonuçta anneden kopamamak, üç düzlemde düğümlenir:

  • Bowlby’nin “fazla güveni”, 
  • Lacan’ın “ertelenmiş eksikliği”, 
  • Kristeva’nın “reddedilemeyen abject”i. 

Özne bu düğümün içinde kalır; kopamamak aslında eksiklikle, ayrışmayla ve tiksintiyle baş edememek demektir. Belki de asıl sorumuz şu olmalı: özne gerçekten anneden kopabilir mi, yoksa kopma arzusu bile annenin hayaletvari varlığının bir başka biçimi midir?

Yorum Yap

Araba
  • Sepetiniz boş Mağazaya Gözat
    Select the fields to be shown. Others will be hidden. Drag and drop to rearrange the order.
    • Image
    • SKU
    • Rating
    • Price
    • Stock
    • Availability
    • Add to cart
    • Description
    • Content
    • Weight
    • Dimensions
    • Additional information
    Click outside to hide the comparison bar
    Compare