Empati Psikoloji
Merkez Mahallesi, Kültür Sokak, Bina No: 4, Daire: 13, Gaziosmanpaşa / İstanbul
Pazartesi- Pazar : 10.00–21.00

Ruhsal Travmanın Bedelleri

Travma ve Bedelleri- Serhat Özmen
Lacancı Forum Psikanaliz Derneği Eğitim Yılı 12 Kasım 2024 Sunulmuş Olup kişisel site için özetlenmiştir-

Histeri 19. yy sonlarında yaygın bir hastalıktı ve kökenlerinin organik mi ruhsal mı olduğu sorgulanıyordu. Hastalığın gerçek nedenlerini bulmanın olanaksızlığı hekimlerin keyfini kaçırıyordu. Gerçek anlamda histerik konversiyon olguları dönemin tıp dünyası için bir meydan okuma teşkil etmektedir. Çünkü bu belirtiler yeri belirlenebilir hiçbir anatomik hasarla açıklayamadıkları gibi, tamamen rastlantısal şekilde ortaya çıkmakta ve yok olmaktadırlar. Genelde göz alıcı bir nitelik sergileyen bu belirtilerin niteliği dönemin hekimlerini öfkelendiriyor, onlar da çoğunluğu kadın olgulardan oluşan bu hastaları ya deli ya da numara yapan hastalar olarak görüp, reddediyordu.

Bu tartışmaların içinde Breuer ve Freud, histerikler üzerine yenilikçi çalışmalar yapıp tıp dünyasını bu tartışmadan kurtarmıştır. ‘Katartik yöntem’ yenilikçi bir yöntemdi. ‘Histeri Terapisi’ hastaların geçmiş anılarına ve histerinin oluştuğu döneme gitmelerini sağlıyor; hasta hatırladıkça ve o dönemin duygularını yoğun bir şekilde deneyimledikçe semptomlar ortadan kalkıyordu. Freud da başta Bruer gibi hipnoz ve telkin yöntemini kullansa da daha sonraları serbest çağrışım yöntemiyle hastalarını dinlemeye ve hatırlamalarına müsaade etmeye başlamıştı. Bu, o dönemler için köklü bir görüş ve teknik değişimdi: Serbest Çağrışımı 41 yaşında ki Emmy von N. hastası sayesinde keşfetmişti. Serbest çağrışım sadece o güne dek seyir halindeki baskılanmış olan hatıralara erişmiyordu; ‘dirençleri’ belirleme olanağı da veriyordu. Bu yeni yöntemsel yaklaşım direncin, aktarımın, dilin simgesel niteliğinin ve ruhsal işleyişte oynadığı rolün farkına varılmasına olanak sağlamıştır. Serbestleştirme (abreaction) kavramı yavaş yavaş terk edilmiş, psikanalitik tedavinin ayrılmaz bir öğesi olarak yerini ‘emosyonel boşalım’ almıştır (Quonidoz, 2019).

Freud bu durumu heyecanla haber verir: “Büyük bir şaşkınlıkla, histerik belirtilerden her birinin onu tetikleyen olayın anısını açığa çıkarmayı ve ona eşlik eden duygulanımı canlandırmaya başladığımızda ve ardından hasta başına gelen şeyi sözcüklere döktüğünde hemen ve kalıcı olarak ortadan kalktığını keşfettik. Duygu yükü olmayan bir anı neredeyse hükümsüzdür.” Freud ve Breuer şu önemli savı ortaya atarlar; ‘ Histerikler herşeyden önce travmatik anılarından dolayı acı çekerler.’ (Quinodoz, 2019).

Freud ve Breuer, dilin katartik etki üzerindeki belirleyici rolünü söylerler. Patojenik bir anı için gözyaşları ya da bir intikam eylemi olsun bir boşaltım ifadesi zorunludur. Fakat insanoğlu için dil de eyleme eşdeğerdir; dil sayesinde aşağı yukarı aynı şekilde serbestleşebilir. Başka durumlarda da konuşmanın kendisi refleks oluşturur, itiraf ve yakınmalar gibi. Gözyaşı, eylem ve konuşma yoluyla bu türden bir tepki ortaya çıkmadığında bu duygusal yük olduğu gibi kendini korur ve saklı tutar.

Bu büyük ve önemli keşif, tarihteki önemini korusada içeriği her zaman değişikliklere uğramıştır. Histerik nevrozları, çocukların yaşadığı cinsel olaylar ve cinsel istismarı kök olarak ele alıyordu. Bu noktada tekrarlamakta fayda var; bu tarihe kadar (1895-1897) Freud herhangi bir şekilde çocuklardaki cinsel dürtüden bahsetmemiştir.

Freud, zaman içerisinde kendi kliniğine bakarak histeri ile ilgili teorilerini geliştirecektir.
Freud, hipnoz aracılığıyla travmayı nihai bir söze dökmeyi hedeflemiş ancak hastalarının çağrışımlarla önceki travmalarına gittiğini gözlemlemiştir. Bir önceki travmalara giden yolda ise hastaların fantezileri ile karşılaşmıştır (Kluft, 2018; Verhaeghe, 2001).

Fakat yeni klinik gözlemler ile birlikte görüşlerini değiştirmek zorunda kaldı. Bu dönemden başlayarak ‘anlatılan sahnenin’ gerçekliğinden şüphe duymaya başladı. Bu sahne gerçekten yaşanmış değil de hayal edilen bir sahne olabilir miydi? Bu dönemden itibaren travmatik gerçeklikten çok **‘düşlem’ ve ‘dürtü’**ye bağlı olduğunu düşündü. “Artık neurotica’ma (yani nevroz teorime) inanmıyorum” dediği döneme kadar bu konuyu incelemeye devam etmiştir.

İleriki yıllarda, bazı görüşlere göre Freud’un baştan çıkarma teorisini gözden çıkardığı, bazı görüşlere göre ise bu teoriyi hiçbir zaman bütünüyle terk etmediği savunmuştur. Baştan çıkarılma teorisini terk etmeyi daha çok çocuklarının babasını korumak için ve tüm babaların kötü (pervertif) olamayacağına dair bir teori olarak öne sürdüğü ifade edilmektedir. ( Korkmaz, 2021)

  • Freud, Kurt Adam vakasında fantezinin kökenine dair sorgulamaları sonucunda, baştan çıkarma kuramını terk etmesiyle önemini yitiren ‘sonradan anlamlandırma’ kavramına geri dönmüştür (Abrevaya, 2013).

Dönem olguları :
Dora’nın göl kenarında Bay K ile yaşadığı sahne, aslında onun için çok önceden ortaya çıkmış olan travmatik bir sorunun tekrar canlanmasıdır.
Emma’nın bastırması, Freud’a göre, iki aşamalı gerçekleşmektedir; ilk olayın travmatik etkisi ikinci olayın sonradan anlamlandırılması ile ortaya çıkmaktadır. Bir diğer ifadeyle ensestüel fantezilerini gizlemiştir (Abrevaya, 2013).
Katharina olgusunda -babasını kuzeni ile yakaladığı sahne ile aktifleşen semptomlardan çok önce- bastırılan şey neyse ancak cinsel eylemi anlama kapasitesine eriştiğinde, sonradan hatırlanmıştır. Asıl bastırılan malzeme babasına duyduğu ensestüel malzemedir. Katharina ve Emma vakasında, Freud’un ileride travmayı kuramsallaştırırken kullanacağı sonradan anlamlandırmanın ilk izleri görülmektedir.
Kurt Adam vakasında travmatik olan ilkel sahnenin görülmesi değil, ilkel sahneye sonradan yüklenen anlamlardır. Pankejeff’in analiz sürecinde ilkel sahne ve rüya ekseninde kastrasyon, Oedipal karmaşa ve baştan çıkarma kavramları tartışılmıştır. Bu sahneye yüklenen anlamlar ise Pankejeff için fantezilerin temelini oluşturmaktadır. Kurt Adam vakası, düşlemin gerçek’ten bağımsız olmadığını göstermektedir.

Günümüz Türkiye kliniğinde ağırlıklı olarak sadece dış kaynaklı yaşanmış travmatik deneyimleri sorgulamak bir klinik için ne ifade eder, olgu için nasıl bir bedel söz konusudur? Sadece gerçek olaylara odaklanmış bir klinik neyi ıskalar? ve Ruhsallık peşi sıra ne tür acı, üzüntü ve sıkıntılar yaşamaya bırakılmıştır? Bu ruhsallık için ne anlama gelecektir? Travmayı yaşayan için bu iki yaklaşım arasındaki farkta risk olan nedir?

Lacan’ın Travmayı Kavramsallaştırması
Takibi ve anlaşılmasını kolaylaştırmak adına her kavramı kendinden sonraki iki paragrafta açarak ilerleyeceğim.
Freud’u dikkatlice inceleyen Lacan, psikanalizde iki tür travma olduğunu öne sürerek işe başlar: doğum travması ve cinselliğin keşfi travması. Freud’un erken döneminde travma, iki ayrı an içerir: birincisi çocuğun bir yetişkin tarafından baştan çıkarıldığı sahnedir; bu sahne çocuğa cinsel bir heyecan vermez. İkincisi ise, çocuğun ilk sahneye ait bir anıyı anımsatan, görünüşte önemsiz olan bir durumla karşılaşmasıdır. Bu ikinci an, ilk sahnenin bellekteki izini tetikleyerek travmatik hale gelir ve bastırmaya yol açar. İlk an, yalnızca ikinci anın geriye dönük etkisiyle travmatik hale gelir ki buna artık yaygın olarak bahsedilen “après coup” denir. (Borosa, 1988)

Freud’u dikkatli bir şekilde okuyan Lacan, travmayı birtakım dışsal kriterlere ve olaylara indirgemez. Lacan travmayı bir söz oyunuyla troumatisme olarak yazar. Lacan için esas travma; çocuğun bedeniyle, cinselliğiyle ve Öteki’nin arzusuyla karşılaşmasıdır. Yani evrensel olan travma, çocuğun gerçekle (dil-siz alanla) buluşmasıdır.
Lacan, Freud’un ilk dönemine dair baştan çıkarma teorisini tamamen reddetmeyen yönünü bir hayli ciddiye almıştır. Her şeyin sembolik ile imgesel arasındaki bir etkileşim meselesi olmadığını savunmuştur. Lacan, Freud’dan yola çıkarak; gündelik yaşamın travması için bir açıklama sunar. (Borosa, 1988)

Dışsal bir olay nasıl olabiliyor da bilinçdışında bir etki yaratabiliyor? Psikanalitik kuramlar açısından hâlâ tartışmalı fantazm/dışsal olay ilişkisine cevaben, Lacan bize bir model sunar. Roudinsco’nun belirttiği gibi ‘yüksek iç tutarlılığı olan Lacancı kuramda asıl travma çocuğun gerçek ile buluşma anıdır.’ Roudinsco, “Gerçek, çatlaklardan büsbütün yoksundur, anlamlandırma süreci yoluyla ‘gerçekte bir kesik’ ortaya çıkartandır, simgeseldir.” der. ( Roudinesco, 2017)
Lacan şunu belirtiyor, Belirleyici faktörün kazanın kendisi değil, daha önceki röntgen muayeneleridir (Lacan, 1993).

Lacanyen kuramda travma, beklenmedik olanla ilişkilidir. Beklenmedik olan, gerçekle karşılaşmadır. Lacan, Freud’un araştırmalarında bütün uğraşının bu gerçeğin arkasında yatan şey olduğunu söylemiştir. Kurt Adam vakasında, fantezinin arkasındaki gerçeği sorgulamıştır. Kurt Adam vakası, düşlemin gerçek ten bağımsız olmadığının göstergesi olmuştur. (Borosa,1988)

Lacan’a göre travma öznenin dayanılmaz olarak deneyimlediği bir şeyle karşılaşmadır. Ne sözle ne de yazıyla sembolize edilemeyen bu deneyim daha sonra gerçeklikten kovulur. Gerçek; karşılaşılmayan, düşünülmesi mümkün olmayan şeydir ve Lacan’a göre gerçek genellikle annede somutlaşır. Tanım gereği, travmatik gerçek bu nedenle ruh tarafından özümsenemez (Borosa, 1988)

Lacan bir yandan da doğumun bir bedelle sonuçlandığını işaret etmektedir. Doğumla birlikte insan bir şeyi kaybeder ve bu kayıp, sonradan tüm diğer ikame nesneler tarafından temsil edilecektir. Lacan bu birincil kaybı, doğumda uçup giden ve saf yaşam içgüdüsünden başka bir şey olmayan Lamel mitiyle betimlemeye çalışır. (Verhaege, 1999)

Gerçek, özneden uzak tutulmadığında göstergeler arasındaki zinciri kırarak sembolik olanı “istila eder”. Bunun etkisi ruhun dokusunda bir delik (trou) açmaktır. Gerçek’in “istilası” psişenin anlam ve temsil üretimini bozar. Analitik tedavi, tam olarak sembolize edilemeyen şeyi (gerçek) sembolize etme girişiminde özneye yardımcı olacaktır. Bu imkânsız bir görevdir ancak özneyi travmatik tekrarın lanetinden kurtaran şey bu girişimin kendisidir.

Erken çocukluk döneminde çocuk henüz ilk travmatik anı adlandıracak kelimelere sahip değildir ve bu nedenle temsil edilemez. Dil’in erişemediği bir yerde, bir şeyler olmaktadır. Daha sonra bu ilk izler, kastrasyonun keşfedilmesine yol açacaktır.

Dil’in işlevi nedir? Lacancı kuramda dil, yenidoğan üzerinde kısa süre içinde etkili olur. Sembolik düzen, dilin alanıdır ve insan deneyimini yapılandırmaya fırsat verir. Yasalar, normlar ve dil aracılığıyla bireyin kimliğini ve arzusunu şekillendirir. Bebek, gerçek alanla buluştuğunda ‘dil’sizleşir’. Dil, ‘şimdi ve burada’ dünyasında karmaşa halindeki şeylerin dünyasını yaratan kelimelerin dünyasıdır. Dil gerçekliği yeniden üretir; dil’siz düşünce yoktur. (Lemaria, 1978). Özne, daima kendini dilin içinde bulurken, gerçekle buluşma anında dil’in ulaşamadığı bir yer vardır. Lacancı psikanaliz; dili, öznelliğin kuruluşunun aracı olarak vurgulamıştır. Dil mekanizmasının özdeşlik/farklılıklara dayandığını bilmek; kastrasyonun da dil, juisannce, eksik ve özne ile ilişkisini kavramayı kolaylaştırır. Travma, dil ve kelimelere erişildiğinde sindirilebilecektir.

Bastırmanın işlevi: Dolayısıyla travma gecikmeli olarak, geriye dönük bir hareketle ortaya çıkar. İkinci an aynı zamanda bastırma anıdır.Bu belirli anda” diye devam eder Lacan; … öznenin bir şeyi, bütünleştirmekle meşgul olduğu sembolik dünyada kopar. O andan itibaren, artık özneye ait bir şey olmayacaktır. Özne artık bundan bahsetmeyecek, artık bunu bütünleştirmeyecektir. Yine de, öznenin kontrol etmediği bir şey tarafından orada bir yerde konuşuluyor olarak kalacaktır (Lacan, 1988).

Kastrasyon: Çocuk, bu keşfin gerçeğini fantezinin hayali gücüyle örtbas etmeye çalışacak, ona karşı bir perde oluşturmaya çalışacaktır. “Fantezinin görevi burda, güneşi saklamaya çalışan balçık gibidir.” Fantezi, kastrasyonu saklar. Bu noktada, Baba-nın-Adı’nın işlevi devreye girmektedir; anne-çocuk bağındaki kesiğe anlam yükleyerek simgesel düzene geçişi sağlamaktadır (Gençöz ve Gürsel, 2019). Baba-nın-Adı’nın devreye girmesiyle çocuk, ilk Başka’sı olan annesiyle olan yakın ilişkisinden aldığı jouissance’ından vazgeçmektedir. Bir başka deyişle, kastre olmuş ve annesinin eksik olduğunu kabul etmiştir (Evans, 1996).

Basitçe açıklayacak olursak; zaman içerisinde anne, çocuğun ihtiyaçlarını karşılayacak nesneleri sağlarken bu nesneler annenin sevgisiyle eşleşmekte ve simgesel bir işlev kazanmaktadır. Çocuğun hayalindeki bir bütün olduğu anne = imgesel annedir. Çocuğun annesiyle olan imgesel bütünlüğü babanın devreye girmesiyle bozulmaktadır. Anne, fallus arayışıyla babaya doğru yönelmektedir. Fallus, annenin arzusunu ve eksikliğini işaret eder. Çocuk annesinin babaya doğru gidişini travmatik bir ret, anne sevgisinin kaybı olarak yaşamaktadır (Evans, 1996). Annenin gidişinde oluşan boşluğun yerine objet petit a (nesne a) gelmektedir. Bu noktada annenin imgesel gidişi çocuk için gerçek ile karşılaşma anıdır. Bu boşluğun yerini oyun doldurur. Orada olmayan şeyin (annenin) temsili olarak oyun vardır. (Lacan 1964). Bu boşluk düşlemle ilişkilidir ve içinde hem kaygı hem de haz barındırır.

Tüm psikopatolojik yapıların altında kastrasyonun reddi yatar. Öte yandan hadım edilmeyi kabul etmek de bütünüyle imkansız olduğundan normal bir konuma asla ulaşamaz. Böyle bir konuma en yakın yapı nevrotik yapıdır fakat burada bile özne hâlâ hadım edilmenin farkındalığını bastırarak ötekindeki eksikliğe karşı kendisini savunmaktadır. Kastrasyonun işlevini, kendiliğin eksikliğini ve ötekinin eksikliğini keşfetmek çocuk için kolay değildir. Ayrılma, ölüm olasılığı, diğerinin kavranamazlığı büyük bir kaygı kaynağıdır. Bebeklik dönemindeki saf ve görkemli ölüm korkusunu adlandırmada ve dönüştürmede başarısızlık, ‘isimsiz bir dehşet’ bırakır. Etkisi, psișenin dokusunda bir delik açmaktır. Gerçek’in ‘işgali’ anlam ve sembolü bozar. Analitik tedavi, öznenin tam olarak sembolleştirilemeyen şeyi (gerçek) sembolleştirme girişiminde yardımcı olacaktır. Bu imkansız bir görevdir ancak girişimin kendisi travmatik tekrarın lanetinden kurtarır.

Lacan,Gerçek’in yeri, travmadan fanteziye kadar uzanır; çünkü fantezi, her zaman ancak bir şeyi, tekrarlama işlevinde belirleyici olan, mutlak bir şekilde birincil olan şeyi gizleyen bir ekrandır” der (Lacan, 1964)
Konumuzun biraz dışına çıkarak Hans olgusunda, Lacan’ın çocuğun imgesel preödipal ahengini bozan iki öge tespitini paylaşmak isterim: Çocuk mastürbasyonunda kendini belli eden gerçek penis ile yeni doğmuş olan kız kardeş (Evans, 127).

Preoedipal dönemdeki eksik, Başka’daki eksik dolayımıyla anlamlandırılamadığında; bir başka deyişle fallusun eksikliği sonucunda travma ortaya çıkmaktadır (Verheaghe, 2001). Travmatik olan, fallus ve kastrasyon tarafından yorumlanamayan gerçek ile ‘kötü’nün karşılaşmasıdır. Eksiği fallik formda algılayabilmek ve düşlemin oluşması bir savunma sürecidir. İlk eksik fallik olarak yorumlanamadığında; simgesel ve imgesel olarak onu tutacak noktalar kaçtığında; gerçek, ısrarcı olmakta ve travma bu noktada ortaya çıkmaktadır (Charles, 2011).

Fantazmın işlevi: Fantazm, fantezinin arzuyla ilişkisini ortaya koymakla birlikte arzuyu koruma ihtiyacını ön plana çıkarır. Fantazm, bize örtülen travma hakkında kopya verebilir. Lacan fantazmı, sinema sahnesindeki donmuş görüntüye benzetir. Nasıl ki filmdeki travmatik sahneyi görmeyi engelliyorsa; fantezi sahnesi de kastrasyonu perdeleyen benzer bir savunma olarak işlev görür. Dolayısıyla fantezinin karakteristiği; değişmezlik ve hareketsizliktir. Düşlemin bu oyunla benzer rolü vardır; kaygı yaratan eksiklikten zevk çıkarmak (Golan, 2006). Zizek, ‘Fantezinin Yedi Örtüsü’nde fantezinin işlevini kısaca şu şekilde ifade etmiştir; “Fantezi, aşkın bir şematizmdir; fantezi iki boyutludur (f1-f2), çok sayıda özne konumu yaratır, radikal biçimde özneler arasıdır, bir anlatıdır, imkansız bir bakış içerir ve fantezi, kastrasyonu sahneler.” (Zizek, 1999).

Fallus’un rolü: Anne, fallus arayışıyla babaya doğru yönelmektedir. Fallus, annenin arzusunu ve dolayısıyla annenin eksik oluşunu işaret etmektedir. Çocuk, annesinin babaya doğru gidişini travmatik bir işaret, anne sevgisinin kaybı olarak yaşamaktadır (Evans, 1996).
Travma, gösteren zincirinde bir yere tutunamamış ve gerçekle karşılaşma anının tutturulmadığı; gösteren zincirinde anlamsız bir delik açan olaydır (Lacan, 2013, 1964).

Tüm bu metni ve daha fazlasını özetlemek zor olsada şu ifadelerle bitirmek isterim; Lacan için bir tür travma vardır, o da dil ile olan, ‘dil yarası’dır. Lacan için tek gerçeklik vardır, o da fantazm gerçeğidir. Travma olmaksızın, özne de olunmaz: “Travmanın bedeli, özne olma çabasıdır.”

Metinler
Kluft, R. P. (2018). Freud’s rejection of hypnosis, part I: the genesis of a rift. American Journal of Clinical Hypnosis, 60(4), 307–323. doi:10.1080/00029157.2018.142632
Golan, R. (2006). Loving psychoanalysis: looking at culture with Freud and Lacan. London: Karnac.
Evans, D. (1996). An introductory dictionary of Lacanian psychoanalysis. London: Routledge
Fink, B. (2009). Lacan’ın temel fantazi kavramına bir giriş. (B. Ersoy, Çev.) MonoKL Lacan Seçkisi. İstanbul: Monokl Yayınları.
Abrevaya, E. (2013). Kadınlığın dolambaçlı yolu (1. Basım). İstanbul: Bağlam Yayınları.
Berry, Michael David. “Andragogical Epistemology and the Lacanian Discourse of the Hysteric: Learning Through Trauma, Trauma Through Learning.” Philosophical Inquiry in Education 17 (2008): 3-16.
Roberts, John Lloyd, and Kareen Ror Malone. “Subjectivity in Lacanian Discourse Analysis: trauma and political speech.” Lacan, discourse, event: New psychoanalytic approaches to textual indeterminacy. Routledge, 2013. 257-269.
Kinnvall, Catarina, and Ted Svensson. “Trauma, home, and geopolitical bordering: a Lacanian approach to the COVID-19 crisis.” International Studies Quarterly 67.3 (2023): sqad053.
Wright, C. Lacan on Trauma and Causality: A Psychoanalytic Critique of Post-Traumatic Stress/Growth. J Med Humanit 42, 235–244 (2021). https://doi.org/10.1007/s10912-020-09622-w
Elisabeth Roudinesco, 2017, Herşeye ve Herkese Karşı Lacan,
Saffet Murat Tura, Freud’dan Lacan’ Psikanaliz
Psikanalizin Temel İlkeleri, Jacques Lacan, 2024, Mutluhan İzmir, Çolpan Yayınları, 124-151
Freud’u Okumak, 2017, Jean-Michel Quinodoz, Bağlam Yayıncılık
Lacancı Psikanalizin Sekiz Temel Kavramı, Dany Nobus, Fantazmı Örten Yedi Örtü, Slowaj Zizek, 1999, 227-256
Klini̇kten Kültüre Lacancı Psikoanaliz, Berjanet Jazani,
Lacancı Psikanalize Giriş Sözlüğü (2019) Dylan Evans, Islık Yayınları, 127
Cinsellik Üzerine,(2013 ) Sigmund Freud Alter Yayınları 36-42

Yorum Yap

Araba
  • Sepetiniz boş Mağazaya Gözat
    Select the fields to be shown. Others will be hidden. Drag and drop to rearrange the order.
    • Image
    • SKU
    • Rating
    • Price
    • Stock
    • Availability
    • Add to cart
    • Description
    • Content
    • Weight
    • Dimensions
    • Additional information
    Click outside to hide the comparison bar
    Compare